Nöroloji ve Sanat


 

Nöroloji, sanatın oluşumunu doğrudan nörolojik temellerle açıklama iddiasında değildir. İnsan düşünsel veya davranışsal herhangi bir eylemi yaparken, teknolojinin getirdiği avantajlarla o anda beynin hangi bölgelerinin çalıştığının fotoğrafları çekilmektedir. Ancak yine de işin çok başındayız. Yetenek, yaratıcılık, deha kavramlarının nörolojik açıklaması, nöronların beyindeki yerleşimi ve birbirleri ile olan bağlantılarıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Örneğin bu üç kavramdan bahsederken iki beyin yarım küresi, aralarındaki bağlantılar, beyin sapı, omurilik, buradan çıkan ve giren sinirler, kaslar, iç organları da ele almak gerekir: Şeker hastalığı, ürenin yükselmesi veya sodyumun kaybı bile yaratıcı kişinin aniden a-ha demesi veya beyninde bir ampul yanmasını engelleyebilir. Böylece bir dehadan dünya eksik kalabilir.

 

Bazen de nörolojik hastalıklar veya yukarıda bahsettiğimiz metabolik bozukluklar üstün yetenekli kişilerin deha aşamasına gelmesine yardımcı olabilir. Epilepsi, frontal lob sendromlarından bazıları, temporal ve oksipital lob kaynaklı halüsinasyonlar yaratıcı faaliyetlerin ortaya çıkmasını veya artmasını sağlayabilir. Van Gogh, Mozart, işitme engelli Beethoven, ortopedik sorunlu Lautrec, çevreye uyum sağlamakta zorlanan Einstein, Dostoyevski, 500 yıl öncesinden 20. ve 21. yüzyılın sanatını yapan Mehmed Siyah Kalem, Bosh, Bruegel, Munch, Modigliani, Edgar Allen Poe gibi sanatçılar nöroloji ve sanat bağlantısını daha iyi anlayabilmek adına incelenmesi gereken sanatçılardır.

Paylaş